Haçlılar Kudüs’ü fethetmeyi neden başaramadı?

Bismillah

Mevlana Şeyh Nazım’ın Sohbeti

Haçlılar Kudüs’ü fethetmeyi neden başaramadı?

19 Aralık 2010

Euzu billahi mineşşeytânirracîm.

Bismillahirrahmanirrahim

Essalamü Aleyküm ve Rahmetullahi Ve Berekatüh

(Bu Sohbet bir Sultanın Müslüman Toplumunu yönlendirmesi ve onlara rehberlik etmesi için soru sorma adabı ve samimiyet ihtiyacına temas eder.)

  • Mevlana Müslüman dünyasının bir Sultana ihtiyacı olduğunu söyleyerek başladı. “Bir Sultan hariç, her şeyimiz var!” dedi. Sultan, İslami Toplumun düzenli işlemesi için en kritik bileşendir. Sultan olmadan, tüm Ulus sakat ve yardımsız kalır. Neden? Allah’ın gönderdiği İlahi destek, nimet ve yardım, Muhammed’in (SAV) Ulusu içindir ve İmamül Müslimin, Halifatül Resulullah (SAV) üzerinedir. Öylesine bir çeşmedir ki tüm Ümmet nimetini oradan içer. Yani bu musluk bozulursa, ihtiyacı olanlara destek ulaşamaz. Tıpkı bugün olduğu gibi, Göksel destek kesildiğinde, Habib’in Ümmetinin durumuna bakın! Bizler, İslam tarihindeki en kötü durumdayız –inanç ve birliğimiz paramparça, yerlerde yatıyor ve onurumuz utanç içerisinde çamurun içerisinde sürükleniyor.
  • Bir Sultanın şemsiyesi altında toparlanmak yerine, Müslüman dünyası, her birinin en iyi şekilde seçildiğini iddia ettiği biri tarafından yönetilen, yüzlerce ülke, mezhep ve gruba bölündü. Biri kendisini hoşnut eden şeyi yapıyorsa, kendi kaprislerinin ve zevklerinin, kendi nefsinin ve arzularının peşinden gidiyordur.  Böyle bir lidere Göksel destek gelmez.
  • Bir ziyaretçi bir soru sordu ve Mevlana soruyu cevaplamadan önce, soru sormayla ilgili olarak iki noktayı açıkladı. Birincisi, içerdiği bilgiyi hayatımızda hiçbir zaman kullanmayacağımız, bizlere hiçbir şey kazandırmayan sorular. Sadece pratik uygulama alanları olmayan ‘bilgiler’ getiren bu tür sorular, bu dünyadaki ve ahretteki ihtiyaçlarımız için gereksizdir. İkinci olarak, bazı sorular sadece kişisel kazançlar sağlarlar ama Toplumun tümü için bir kazanç sağlamazlar. Bu tür sorular, aynı zamanda, hoş da karşılanmaz. Sorduğumuz sorunun bizim yolculuğumuzla alakalı olduğundan ve cevabının da duyan müminlere bir kazanç sağladığından emin olmalıyız. En önemli soru tipleri, Resulullah’ın (SAV) Ulusunun, Ümmetin kazanç sağladıklarıdır. Kişisel kazanç için sorulan bir sorunun, Allah’ın gözünde değeri yoktur. Ama Ümmetin yüreklerini bir bayrak altında toplamanın yollarını arayan bir soru, bir Sultanın otoritesi ve Sultanlığında, bereketli bir sorudur.
  • Daha sonra bir ziyaretçi, Kardeş Syed Muhammed, bir soru sordu. Selahaddin El-Eyyubi’nin Kudüs Şehrini korumak için ne yapmış olduğunu öğrenmek istedi. Öylesine güçlü bir koruma ki Aslan Yürekli Richard Hıristiyan Avrupa’nın tüm ordularını toplamış ve sadece iki kez dış surlarına dokunabilmiş ama şehrin duvarlarını asla yıkamamış. 1190 yılında, Barbarossalı Frederick üçüncü haçlı Seferi olarak bilinen, 100.000 haçlı askeri topladı ama hepsi dedenizde boğuldular. Öyleyse, Selahaddin Kudüs’ü nasıl korudu? Bunu Kutsal Kuran’dan bir ayet kullanarak mı yaptı?
  • Mevlana cevapladı: Kudüs mübarek bir yerdir. Harem-i Şeriflerden birisidir. Kitap Ehlinin ziyaret ve ibadet etmesi ve oradaki Kutsal Yerleri ziyaret etmeleri için, kapıları daima açıktır. Peygamberimiz’in (SAV) orada olan Sahabeleri ve onların varisleri Kitap Ehli’ni (Ehli Kitap), asla, oraya gelip, kendi inançları doğrultusunda ibadet etmekten alıkoymamıştır. Hıristiyan ya da Yahudilere, asla, kötü davranılmamış, hiç birisi de, neden Kudüs’e geldikleri ile ilgili, olarak sorgulanmamıştır.
  • Mevlana, Haçlıların ve diğer istilacıların başarısız olmasının altında yatan, onların sahtekârca niyetleridir dedi. Selahaddin’in amacı, onların ırk ve dinlerine bakmaksızın, şehrin insanlarını korumak iken, saldırganların amacı Kudüs’ü fethetmek ve kendi kontrolleri altına almak, Müslümanların değer verdiklerini yok etmek ve oradaki her bir müminin kanını akıtmaktı. Bu haçlı seferleri süresince milyonlarcası öldürüldü, Cennetten kabul görmeyecek olan, bu yanlış niyet nedeniyle birçok şehir yok edildi. Amaçları, İsa Mesih tarafından getirilmiş herhangi bir öğretiye ya da bu konuyla ilgili olarak başka bir Peygamberin öğretisine dayanmıyordu. Böylesine belirsiz ve kötü niyetlerle (yaralamak, öldürmek, cinayet), nasıl Allah’ı hoşnut etmeyi aradıklarını iddia edebilirler? Âlemlerin Rabbinin Kutsal Memnuniyetini aramıyorlardı bunun için de Onun desteği ve yardımından mahrum kaldılar.
  • Kudüs asla, şu anda işgal etmiş olanlar gibi, despot zalimlerin ellerinde kalmayacak ve onlar asla Kıyamete kadar tekrar yönetemeyecekler. Bir gün tekrar müminlerin eline geri dönecek. Bu soruyu geçmişte de bazıları sormuştu ve bugün tekrar ortaya çıktı bunun anlamı da Ümmetin bu olayları bilmesinin vakti geldi demektir. Mevlana alçak gönüllü bir şekilde, zayıf bir insandan başka bir şey olmadığını, bu tür sorulara yetkin birinin cevap vermesi gerektiğini ve dinleyicilerin de açıklamayı reddetmekte ve başka bir cevap arama konusunda özgür olduklarını söyledi. Mevlana, o kişinin sorduğu soruyu (Allah’ı hoşnut etmek için) en iyi şekilde cevaplamaya çalıştığını ve aynı şekilde Hıristiyan Haçlılar da (İsa’nın öğrettiği gibi) Rableri için yapmaları söylenenin iyisini yapamaya çalıştıklarını ama aksine onların şeytanın ayartılarının peşinden gittiklerin ve amaçlarının insanları ‘öldürmek, yok etmek, yakmak ve sorun yaratmak’ olduğunu söylüyor. Bu niyet Allah’ın lanet ve gazabını onların üzerlerine dökülmesine neden oluyor. Yani binlerce Haçlı askeri çölün ortasında, susuzluktan öldüler. Son anlarında, umutsuzca, çölün kumunu kazarak, su aramakla geçirdiler.
  • Tarafsız kaynaklarca yazılmış tarih kitapları okuyan herhangi birisi, tarihçilerin yüksek İslami onur ve yiğitliklerden bahsettiklerini görecekler. Kendi yönetimleri altındaki Yahudi ve Hıristiyanları, her dönemde, korumuşlardır ama tersi olduğunda ise zalim işgalciler tarafından, Müslümanların milyonlarcasının kanı dökülmüştür.  İronik olan, Yahudi ve Hıristiyanların, Müslüman yönetimi altındayken, Altın Çağlarına ulaşmalarıdır! Bu nedenle, sadece bir Sultan bu despotluğa ve adaletsizliğe son verebileceği için, Mevlana sürekli bir Sultanın gelmesi için dua ediyor. İmam Mehdi (AS), İslam gerçek barış dini olduğundan, daha fazla kan dökmek için değil ama Armagedon olarak adlandırılan bu kan gölüne bir son vermek için geliyor.  Kötü liderler yönetime geldiğinde neler olduğunun örneklerine bakın –Haçlı Seferleri takipçilerini, ikna ederek, cinayet seferlerinin içerisine sürükleyen komutanlar tarafından yönetildiler. Hepsini din adına yaptılar! Buna karşılık, Müslümanlar yönetirken, asla Hıristiyanları Müslüman olmaları için zorlamamışlar, Hıristiyanların İslami kurallar altında kalmalarına ve barış içerisinde kendi dinlerini uygulamalarına izin verilmiştir.
  • Mevlana ziyaretçilerine Selahaddin tarafından okunduğu ileri sürülen her hangi bir ayet söylemedi ama bunu okumuş olabileceğini söyledi:

سُبۡحَـٰنَ ٱلَّذِىٓ أَسۡرَىٰ بِعَبۡدِهِۦ لَيۡلاً۬ مِّنَ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ إِلَى ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡأَقۡصَا ٱلَّذِى بَـٰرَكۡنَا حَوۡلَهُ ۥ لِنُرِيَهُ ۥ مِنۡ ءَايَـٰتِنَآ‌ۚ إِنَّهُ ۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡبَصِيرُ

Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece
Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. (Surah Al-Isra’ 17:1)

  • Bu ayet Kudüs’ün Kutsal bir yer olduğunu belirtir ve Kuran da böyle Kutsal yerleri kötülerden korumamızı emreder. Bu Selahaddin’in samimi ve asil niyetiydi. Kutsal Yerleri ziyaret ederken, oralara saygı göstermek gerektiğinden, dini ne olursa olsun, edeble ziyaret edenleri bekliyoruz. Ama her kim bu Kutsal Yerlere hakaret etmek niyetiyle gelirse, Allah’ın gazabına uğrar. Ayeti okuyunuz:

عَسَىٰ رَبُّكُمۡ أَن يَرۡحَمَكُمۡ‌ۚ وَإِنۡ عُدتُّمۡ عُدۡنَا‌ۘ وَجَعَلۡنَا جَهَنَّمَ لِلۡكَـٰفِرِينَ حَصِيرًا

Umulur ki Rabbiniz size merhamet eder. Eğer yine eski duruma dönerseniz, biz de (cezaya) döneriz. Biz cehennemi kâfirlere bir zindan yapmışızdır. (Surah Al-Isra’ 17:8)

Mevlana yukarıdaki Ayetten, her defasında kötü niyetleriyle hareket etmekte ısrar edenlerin başlarına neler geleceğini açıklamak için, ‘eğer (günahlarınıza) dönerseniz, Biz de (Cezalarımıza) döneceğiz.’ anlamına gelen şu ifadeyi alıyor:

وَإِنۡ عُدتُّمۡ عُدۡنَا‌ۘ

  • Sonra ziyaretçiler aşağıdaki ayetleri okudular:

وَقُل رَّبِّ أَدۡخِلۡنِى مُدۡخَلَ صِدۡقٍ۬ وَأَخۡرِجۡنِى مُخۡرَجَ صِدۡقٍ۬ وَٱجۡعَل لِّى مِن لَّدُنكَ سُلۡطَـٰنً۬ا نَّصِيرً۬ا. وَقُلۡ جَآءَ ٱلۡحَقُّ وَزَهَقَ ٱلۡبَـٰطِلُ‌ۚ إِنَّ ٱلۡبَـٰطِلَ كَانَ زَهُوقً۬ا

(80) De ki: “Rabbim! (Gireceğim yere) doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla.  (Çıkacağım yerden de) beni doğruluk ve esenlik içinde çıkar. Katından bana yardımcı bir kuvvet ver.” (81) De ki: “Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkûmdur.” (Surah Al-Isra’ 17:80-81)

Mevlana, Batıl (Haçlılar) Gerçekle (Selahaddin El-Eyyubi) yüz yüze geldiği zaman, onların korkunç bir şekilde yok olacağında hemfikirdir. Bu nedenle, sonuç olarak hepsi yok olacağı için, batılın bayrağı Kudüs üzerinde uzun süre dalgalanamaz.

  • Konuklar bereket istediklerinde, Mevlana bereketin Allah’tan olduğunu söyledi. Bu nedenle de, bereket sadece Allah’ın verebileceği, Allah’ın Kendi Özelliklerinden birisidir. Sadece Allah kullarını bereketleyebilir. Toplandı bittiğinde, Mevlana konuğun bu soruları cevaplaması için, gerçekten de, birçok kişiye sorduğunu ve sadece şimdi onun yüreğinin tatmin olduğunu açıkladı.

Tefsir

  • Aşağıdaki hadiste, Sahabelerin önündeyken, Resulullah’la (SAV) karşılaştığında Cebrail (AS) tarafından sorulan sorulara bakın:


Hz. Ömer’den (RA) rivayet edilmiştir: “Resulullah’la (SAV) otururken, bir gün bir adam geldi. Elbisesi tamamen bembeyaz, saçları ise kapkaraydı ve yolculuğunun izleri de görünmüyordu ve Resulullah’ın (SAV) yanına oturup, dizlerini onun dizlerinin üzerime ve ellerini onun uylukları üzerine koyup: Ey Muhammed, Bana İslam’dan bahset, diyene kadar hiç birimiz bu adamın kim olduğunu bilmiyorduk. Resulullah (SAV) dedi ki: İslam senin Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna şahitlik etmen ve namaz kılman ve Zekât vermen ve Ramazanda oruç tutman ve oraya gidebiliyorsan, Beytullah’da Hac yapmandır. O da dedi ki: Doğruyu söyledin. Onun soruyu sormasına (sonra da) onun doğruyu söylediğini söylemesine hayran olmuştuk. Daha sonra: Bana imandan bahset dedi. Resulullah (SAV) dedi ki: Allah’ın; Meleklerine, Kitaplarına, Peygamberlerine, Ahret Gününe ve Hayır ve Şerrin Allah’tan geldiğine iman etmelisin. O da dedi ki: Doğruyu söyledin. Sonra da: Bana ihsandan bahset, dedi. Resulullah dedi ki: Allah’ı görür gibi ibadet etmendir. Sen onu görmesen bile o seni her an görmektedir. Bana Kıyametten bahset dedi.  Resulullah (SAV) dedi ki: Kıyamet hakkında soru sorulan kişi; soran kişiden daha bilgili değildir. O zaman da o adam: Kıyametin alametleri nedir? diye sordu. Resulullah da (SAV) şöyle dedi: Cariyenin hanımefendisini doğurması, yalın ayak çıplak ve fakir koyun çobanların kendilerini yaptırdıkları binalarla boy ölçüşürken görmendir. Adam uzaklaştı ve bir süre öylece kaldım. Sonra Resulullah (SAV) bana sordu: (Ömer) soru soran kişinin kim olduğunu biliyor musun? Ben de: Allah ve Resulü en iyisini bilir, diyerek cevapladım. Resulullah (SAV): O, dininizi öğretmek için gelen, Cebrail’di (AS) dedi. (Müslim’den rivayet olunmuştur.)

Bu, cevabın tüm Ümmeti kazançlı çıkardığı, soru sorma adabıdır. Sahabeler tarafından sorulmuş tüm sorular, bizler için birer ders niteliğindedir. Sıklıkla alıntı yapılan, bir bedevinin bir Cuma namazı sırasında, Ahret Günüyle ilgili soru sormak için, Resulullah’ı (SAV) rahatsız etmesiyle ilgili hadis, Sufi yolculuğunun temelini oluşturmuştur.  Bugün birçok insan, ne kadar bilgili olduklarını göstermek ya da dinleyicileri, anlayışları ve bakış açılarıyla, etkilemek için sorular soruyorlar. Başkaları da, Şeyh’ten övgü almak için sorarken, diğerleri de Şeyhlerin bilgilerini sınamak için sorular soruyorlar. Samimi bir şekilde sorun. Sizleri daha çok Allah’a itaat eden kullar olmaya sevk edecek cevapları arayın, varlığı Her Şeye Gücü Yeten Allah’ı memnun edenlerden olmanın peşinden gidin.

  • Bir kimse, sorusuyla onu sınamak ya da onu utandırmak niyetiyle, asla bir Evliyaya yaklaşmamalıdır. Şeyh Abdülkadir Geylani (KS) Hazretlerinin dokuzuncu Nakşibendî Büyük Şeyhi Mevlana Ebu Yusuf El-Hamadani (KS) Hazretleriyle karşılaşmalarıyla ilgili, aşağıdaki alıntıyı okuyun ve Sultan Evliyaya soru sormak için gelen üç kişiden biri olan ve ona yanlış bir niyetle yaklaşan, İbn el-Saka’nın korkunç sonu üzerine düşünün.

Aşağıdaki alıntı; Şeyh Abdülkadir Geylani’nin (KS)’nin Hacı Ebu-Yakup Yusuf el-Hamadani (KS) ile karşılaşması hakkında, el-Haytami’nin Hadis Fetvaları (Fatawa hadithiyya) isimli kitabındaki açıklamasıdır:

Şafi Mektebi’nin İmamı, Ebu Said Abd Allah ibn Abi Asrun (ölümü 585), dedi ki; “Dini bilgi aramaya başladığım zaman, dindar insanları ziyaret etme alışkanlığını edindiğimiz, Nizamiye Medresesinde öğrenci olan arkadaşım İbn el-Saka’ya eşlik ederim. Bir keresinde, Bağdat’ta, el-Ghawth olarak bilinen ve istediği zaman görünüp istediği zaman kaybolan, Yusuf el-Hamadani diye bir adamın olduğunu duyduk. Böylece İbn el-Saka ve Şeyh Abdülkadir Geylani ile birlikte ki kendisi o zamanlar genç biriydi, onu ziyaret etmeye karar verdim. İbn el-Saka “Şeyh Yusuf el-Hamadani’yi ziyaret ettiğimizde, Ona bilemeyeceği bir soru soracağım” dedi. “Ben de ona bir soru soracağım ve nasıl cevap vereceğini görmek istiyorum.” Şeyh Abdülkadir Geylani dedi ki: “Ey Allah’ım, Yusuf Hamadani gibi bir Evliyaya soru sormaktan beni koru. Ama ben onun huzuruna, ondan bereket ve İlahi bilgi istemek için çıkacağım.”

“Yusuf el-Hamadani’nin Sohbet merkezine girdik. Kendisini bizden gizledi ve bir müddet geçene kadar onu göremedik. Kızgın bir şekilde İbn el-Saka’ya baktı ve onun ismini daha önceden bilmiyor olmasına rağmen, dedi ki: “Ey İbn el-Saka, niyetin beni utandırmak, mahcup etmekken, nasıl bana soru sormaya cesaret edersin? Sorun şöyle şöyle ve cevabı da şöyle şöyledir!” Sonra dedi ki; “Yüreğinde inançsızlığın ateşinin yandığını görüyorum” Sonra bana baktı ve dedi ki: “Ey Abd Allah, bana bir soru soracaksın ve cevabını bekliyorsun, öyle mi? Sorun şudur ve cevabı da budur. İnsanlar senin için üzülsünler çünkü bana yaptığın saygısızlık nedeniyle seni kaybedecekler.” Sonra Şeyh ‘Abdülkadir el-Geylani’ye baktı ve onu yanına oturtup ona hürmet gösterdi. Dedi ki: “Ey Abdülkadir, bana göstermiş olduğun saygı nedeniyle, Allah’ı ve Onun Peygamberi’ni hoşnut ettin. Gelecekte, Bağdat’ın en yüksek makamında oturup insanlarla konuşarak onları yönlendirip, senin ayaklarının her bir velinin boynunda olduğunu söylerken görüyorum! Ve senin zamanındaki her bir velinin, makam ve onurun nedeniyle, sana öncelik verdiğini gördüm.”

İbn Abi Asrun devam etti: “Abdülkadir’in ünü yayıldı ve şeyh el-Hamadani’nin söylediği her şey gerçekleşti. “Ayaklarım tüm velilerin boyundadır” dediği o zaman geldi ve kendi zamanında tüm insanları bir fener gibi aydınlatarak yönlendirip, varış noktalarına ulaşmaları için referans oldu.

İbn el-Saka’nın kaderi ise bambaşkadır. İlahi Yasayla ilgili olarak oldukça parlak bir bilgiye sahipti. Zamanının tüm âlimlerinin üzerindeydi. Halife onu kendi meclisine çağırana kadar,  Zamanının âlimleriyle tartışmalara girip onları alt etmeyi alışkanlık haline getirmişti. Bir gün,  Halife onu, kendi döneminde Hıristiyanlığın tüm din adamlarını, tüm âlimlerini kendisine karşı tartışsınlar diye çağıran, Bizans Kralına bir elçi olarak gönderdi. Bu tartışmada, ibn el-Saka hepsini alt edebilecek güçteydi. Onun huzurunda hepsi de cevap vermekten aciz kalıyorlardı. Onları çocuklar gibi ve sadece huzurundaki öğrenciler gibi gördüğü için, cevapları onlara söylüyordu.

Zekâsı Bizans Kralını büyüledi ve kendisini özel aile toplantısına davet etti. Orada Kralın kızını gördü. Hemen orada ona âşık oldu ve babasından, Kraldan, evlenmek için izin istedi.   Kendi dinini seçmesi haricinde, kız onunla evlenmeyi reddetti. O da öyle yaptı ve İslamı bırakıp prensesin dini olan Hıristiyanlığı seçti. Evlendikten sonra, ciddi bir şekilde hastalandı. Onun saraydan attılar. Artık ona sağlayacak kimsesi olmadığı için, herkesten yemek dilenen, bir dilenci oldu. Yüzüne karanlık basmıştı.

Bir gün daha önceden tanıdığı biriyle karşılaştı. Bu kişi onunla ilgilenir: “Ona ne olduğunu sordum?” O da cevapladı: “Bir ayartı vardı ve ben de şeytana uyup o ayartıya düştüm.” Adam tekrar sordu: “Kuran’dan bir şey hatırlıyor musun?” o da cevapladı: “Sadece rubbama yawaddu al-ladhina kafaru law kanu muslimin’i hatırlıyorum – İnkâr edenler, ‘Keşke Müslüman olsaydık’ diye çok arzu edeceklerdir.” (Surah Al-Hijr 15:2).”

Sanki son nefesini veriyormuşçasına titriyordu. Onu Kâbe’ye karşı çevirdim ama o Doğu’ya doğru dönmeye devam ediyordu. Sonra tekrardan onu Kâbe’ye döndürdüm ama o kendisini tekrar Doğu’ya döndürdü. Üçüncü kez çevirdim ama o tekrar Doğu’ya döndü. Sonra, ruhu bedenini terk edip giderken, dedi ki: “Ey Allah’ım, bu, Senin Evliyan, Yusuf el-Hamadani’ye yaptığım saygısızlığımın sonucudur.”

İbn Abi Asrun devam etti: Şam’a gittim ve oradaki Kral, Nur el-Din el-Şahid, beni din işlerinin kontrolünden sorumlu bölümün başına getirdi ve ben de kabul ettim. Ve sonuç olarak da, her taraftan dünya girmeye başladı. Hayatımın geri kalanı; sağlamak, gıda, ün, para, mevkii oldu. Bu Yusuf el-Hamadani’nin benim için tahminiydi.”

  • Kutsal yerlere hakaret etme niyeti Göklerde kabul edilemez ve Haçlılar da bu nedenle başarısız olmuşlardır. Mekke ve Medine’deki mezar ve Kutsal yererle hakaret de Enbiya ve Evliya’nın öfkesini çeker. Allah’ın kendilerine göndermiş olduğu Kutsal Deveyi öldüren Peygamber Hz. Salih’in (AS) halkına ne olduğuna bakın.  Güçlü bir depremle yok edildiler. Allah’ın işaretlerine ve Kutsal yerlere saygısızlık edenleri de aynı kader bekliyor.

فَعَقَرُواْ ٱلنَّاقَةَ وَعَتَوۡاْ عَنۡ أَمۡرِ رَبِّهِمۡ وَقَالُواْ يَـٰصَـٰلِحُ ٱئۡتِنَا بِمَا تَعِدُنَآ إِن كُنتَ مِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ (٧٧) فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلرَّجۡفَةُ فَأَصۡبَحُواْ فِى دَارِهِمۡ جَـٰثِمِينَ (٧٨) فَتَوَلَّىٰ عَنۡہُمۡ وَقَالَ يَـٰقَوۡمِ لَقَدۡ أَبۡلَغۡتُڪُمۡ رِسَالَةَ رَبِّى وَنَصَحۡتُ لَكُمۡ وَلَـٰكِن لَّا تُحِبُّونَ ٱلنَّـٰصِحِينَ

(77) Nihayet deveyi kestiler, Rablerinin emrine karşı geldiler ve “Ey Salih! Sen eğer (dediğin gibi) peygamberlerden isen, haydi bizi tehdit ettiğin azabı getir” dediler. (78) Derken, onları o kuvvetli sarsıntı yakaladı da yurtlarında yüzüstü hareketsiz çöke kaldılar. (79) Artık, Salih onlardan yüz çevirdi ve “Andolsun, ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ettim ve size nasihatta bulundum. Fakat siz nasihat edenleri sevmiyorsunuz” dedi.

(Surah Al-A’raf 7:77-79)

  • Resulullah (SAV) “Her eylem, niyetiyle yargılanır” demiştir. Mevlana Şeyh Adnan Sohbetini,  her zaman şu duayla bitirirdi; “Ey Allah’ım, bizlere merhamet et. Ey Allah’ım, bizleri Sana, Resulullah’a (SAV), Şeyhimize, Sahibül Zaman (AS) ve Hz. İsa’ya (AS)  karşı daha samimi kişiler yap.  Allah bizleri muhlisin olanlardan kılsın. Âmin.
Bu 21 dakikalık Türkçe Sohbet videosunu sadece www.Saltanat.org adresinden izleyebilirisiniz. Sohbeti izlemek için, sağ taraftaki menüden ‘Jerusalem 19.Dec.2010′  linkini seçiniz. Ekranın altında, ses kontrolünün yanında, alt yazılar için dil seçimi yapabileceğiniz (Arapça, Bahasa Endonezya’ca/Melayu, Almanca, İngilizce, İspanyolca, İtalyanca, Rusça ve Türkçe) bir CC butonu göreceksiniz. Farklı dillere canlı tercüme için, görüntü ünitesinin sağ üst köşesindeki Audio butonuna tıklayınız Eğer video artık orada değilse, altta bulunan Saltana TV sitesi arşivinden aratınız.
Saltanat TV, Mevlana Şeyh Nazım’ın kişisel olarak müsaade ve onayıyla Resmi sitesidir.

This entry was posted in 2010 @tr, Aralık, Sohbetleri and tagged , , . Bookmark the permalink.